Somewhere – Sofia Coppola 2010

Somewhere is somewhere above Brown Bunny and Lost in Translation

Brown Bunny’nin başındaki o 10 dakikalık yarış sahnesine benzer bir sahneyle açılan Somewhere, izleyiciye bu ilk sahneden başlayarak Holywood’un ünlü film yıldızı Johnny Marco’nun (Stephen Dorff) hayatanın anlamsızlığı üzerine kamyon kamyon anlam yığması yapıyor. Açılış sahnesi Brown Bunny’deki kadar uzun tutulmuyor, ama Stephen Dorff, Ferrarisi ile sabitlenmiş kamera önünde temizinden birkaç tur atıyor. “Gidiyor, gidiyor, ama hiçbiryere varamıyor” mesajının irdelendiği bu bireysel amaçsızlık dışavurumunun ardından Johnny Marco’nun yakın arkadaş çevresi ile ilişkisini irdeleyen ikinci sahne geliyor: Johnny Marco arkadaşları ile birlikte indiği merdivenden yuvarlandığında arkadaşlarının tek tepkisi bakmak ve gülmek oluyor; yardım eden yok. Üçüncü sahnede kolu kırık Johnny Marco’yu odasında danseden striptizcileri uykulu ve bıkkın izlerken görüyoruz. Bu da kahramanımızın karşı cinsle olan ilişkisini irdeleyen sahnemiz. Böylece:
a. Marco’nun bireysel amaçsızlığı
b. Arkadaşlarıyla olan sığ ilişkisi; gerçek dostunun olmaması
c. Karşı cinsle olan yüzeysel bağlantısı
konusunda bilgi sahibiyiz.

Bundan sonra gelen tüm sahneler Johnny Marco’nun o çok özenilen film yıldızı hayatının anlamsızlığını bu üç eksende izleyici algısına giderek batıran ve anlamsızlığı inanılır kılan sahneler. Elbette bu akış, Sofia Coppola’nın zekice dizdiği bir sırada, akışkan bir biçimde geliyor. Şöyle ki:

Filmin dönüm noktası Johny Marco’nun isteksizce buluştuğu küçük kızı Cleo’nun buz dansı gösterisini izlediği sahne. Gösterinin başlarında, striptizci kızları izlerkenkine benzer bir ilgisizlike telefonuyla oynayan Marco, bir an dikkatini kızına veriyor ve bu gösterinin hayatını değiştirmesine böylece izin vermiş oluyor. Bu aktarım, striptiz gösterisinden az sonra geliyor.

Sofia Coppola’nın sanırım en sevdiğim özelliği, anlatısındaki en dramatik, en değerli, en epik, en önemli sahneleri bile sıradan izleyici vizöründen, sıradan izleyicinin görebileceği açıdan aktarıyor olması. Biz de bu dansı Johny Marco’nun bakış açısından, buz pistinin tiribünündeki sabit noktamızdan izliyoruz. Bununla birlikte o naifliği, saflığı ve güzelliği hissedebiliyoruz. Coppola’nın gücü işte tam da burada.

Coppola, sinemanın biz ne görüyorsak ve ne hissediyorsak o olduğu görüşünde. Başka bir deyişle, görebildiğimiz kadarını hissedebileceğimiz görüşünde. Yanıldığını düşünmüyorum. Babası Francis Ford Coppola’nın dönemine ait didaktik ve katman katman dolu, yönetmen/anlatıcı güdümündeki sinemasal anlatımla elbette bu çok farklı. Ama yine de artık bu filmi ile dördüncü filmini çekmiş, ve bu anlatım tarzını dördüncü kezdir, ısrarla ve başarıyla ortaya koymuş, tarzını yeterince derinleştirmiş bir yönetmene ve filmine “Emerging Cinema” ödülü verilmemeli diye düşünüyorum (bu lafım Somewhere’e, sanki yönetmen ilk filmini çekiyormuşçasına, Emerging Cinema ödülünü layık gören Venedik Film Festivali yetkililerine)

Filmin ilerleyen sahnelerinde Johny Marco birkaç sivriltilmiş sahne dışında yukarıda özetlediğimiz kişisel kabusunu çoğunlukla ifadesiz bir yüzle yaşamaya devam ediyor. Örneğin İtalya’ya ödül almaya gittiği törendeki yüz ifadesi ilginç. a. Bireysel Amaçsızlık olarak nitelendirdiğimiz bireysel boşluğunda, ödülü ilk kez havaya kaldırdığında bir aralanma olduğunu görür gibi oluyoruz. Ama önceki ödül alanların aksine onun peşi sıra sahneye fırlayan dansçılar hem ona hem de biz izleyicilere Johny Marco’nun bu ödülü sanatsal başarıları nedeniyle almadığını, onun sadece bu gösteri dünyasının edilgen ve kullanıma uygun bir parçası olduğunu düşündürtüyor.

Bu kişisel çölünün ortasında, bir süre sonra kızı Cleo ile geçirdiği anlar birer vaha gibi olmaya başlıyor. Dikkatle izlerseniz filmin sonlarına doğru kızının üzerine giderek daha çok titrediğini, arabanın kapılarını o inip binerken açmaya başladığını, hiç kimseye gösteremediği acemice duygu ifadelerini ona göstermeye başladığını görebilirsiniz.

Filmin sonlarına doğru yaşanan ayrılık sahnesi, fazlasıyla Lost in Translation’daki Bill Murray ve Scarlett Johansson arasındaki sahneyi anımsatıyor. Stephen Dorff (Marcus) son sözlerini bağırarak söylese de kızı Cleo onu gürültü nedeniyle duyamıyor.

Bu da doğal olarak en azından benim algıma, Francis Ford Coppola gibi dünyanın en büyük yönetmenlerinden biri olan birinin kızının hayatındaki baba figürünü ve bu figürün gölgesinin büyüklüğünü getiriyor. Belki de Sofia Coppola iki önceki filmi Lost In Translation’da aralarında yaş farkı olan iki yabancının iletişimsiz ve yabancı topraklardaki, sözlere dökülemeyecek denli saf aşkını irdelerken, geçmişindeki bu iz bırakıcı baba-kız dinamiğinden yola çıkmıştır… Somewhere’de sanki Coppola biraz daha öznelleşiyor.

Bu filmi kahramanlarının amaçsızlığı nedeniyle benzettiğim Brown Bunny veya Lost in Translation gibi filmlerden farkılaştıran en önemli özelliği de diğer filmleri sürükleyen unsur olan “aşk” mitinin devre dışı bırakılmış olması. Bu anlamda da, Somewhere daha gerçek bir film.

Gokhan Toka
Traveler, snowboarder, horror movies geek, photographer, digital marketing freelancer... father for DD.
Gokhan Toka on FacebookGokhan Toka on InstagramGokhan Toka on LinkedinGokhan Toka on TwitterGokhan Toka on Youtube

One thought on “Somewhere – Sofia Coppola 2010

  1. Tespit ve yorumlarına katılmakla beraber tüm bunların filmi izlenebilir kıldığına inanmıyorum. zaman kaybettiğime inandığım bir film oldu. Çünkü kullanılan tüm metaforlar herne kadar gercek, sade, olduğu gibi sergileniyor gibi gözükse de bir o kadar yavan bence. Sanki sadece kendi icin çekmiş gibi. Ben aç bir izleyiciyim sanırım, bilmediğim bir duyguyu hissetmek ya da bildigim bir duyguyu ilk defa hissetmek istiyorum. İkisini de somewhere de bulamadım. Ama "somewhere" kelimesini keşfettim;) onun önemi ayrı…

Comments are closed.